kazdağları
3/12/2007 ·
İDA KATLEDİLİYOR Sevgili okurlar, bu yazımda sizlere kaz dağları, mitolojideki adıyla ida dağlarında gündeme gelen, gerek oksijen oranı, gerekse bitki örtüsüyle dünyaca ünlü doğa cenneti olan kaz dağlarındaki yer altı sularını, bitki örtüsünü ve oksijeni tümüyle tehdit eden siyanürlü altın arama çalışmalarından söz edeceğim, kaz dağlarında dünyada eşi benzer olmayan binlerce tür bitkinin yaşadığı bilinmektedir ve oksijen oranı sayesinde bu dağlar ülkemizin oksijen deposu özelliğini de taşımaktadır, bu özelliği nedeniyle başta astım olmak üzere birçok hastalık taşıyan yüzbinlerce insan her yıl tedavi amaçlı olarak bu dağların eteklerinde kurulu olan yerleşim birimlerinde tatil yapmaktadır, ayrıca bu dağların tarihsel ve mitolojik yönü yatsınamayacak kadar büyüktür, örneğin ünlü truva savaşlarının başladığı yer olarak gösterilen bu bölge insanlık tarihinin ilk güzellik yarışmasınada ev sahipliği yapmıştır, bunlar gibi daha sayılamayacak bir çok zenginlik barındırır tarih açısından ida, işte dünyanın cenneti olarak kabul edilen bu bölgede altın madeni arama çalışmaları yapılması için 3 kanada şirketine ihale edilmiş olması haberleri dilden dile dolanıyor, bu haberleri duyduğumda deyim yerindeyse dehşete kapıldım, yukarıda belirttiğim gibi bu bölge yeraltı su kaynakları bakımınıdan çok zengin Bir bölgedir ve bu bölgede yeraltı sularının çoğu şifalı, kaplıca suyu olarak bilinmektedir, bu bölgenin özellikle oksijen bakımından alp dağlarından sonra dünya da ikinci oksijen kaynağı olduğu bilimsel olarakta kanıtlanmış bir gerçektir, bu gerçekleri tesbit ettikten sonra birde bu topraklara madem araması nedeniyle verilecek olan siyanür maddesinin özelliklerine bakalım, siyanürün öldürücü bir zehir olduğu ve sadece 1 mg alındığında bir insanı öldürdüğü bilinmektedir, böyle bir zehirin kaz dağı topraklarına binlerce ton olarak verilmesi halinde, öncelikle bu bölgedeki yeraltı su kaynaklarının kirleneceği, adeta zehir yuvası haline geleceği, ayrıca siyanürün havaya da karışarak o bölgenin dünyaca ünlü olan oksijenini adeta zehirleyecek olması, siyanürün yağmurlarla birlikle toprağa ve bitkilere de karışarak oradaki bitki örtüsünü, o bölgede yetişen sebze, meyveyi de olumsuz yönde etkileyecek olması ve büyük bir ölçüde yok edecek olması, son olarak bu bitkilerle beslenecek olan hayvanlar ile birlikte bu bölgenin tamamen yaşanmaz bir hal alacak olması, hepsinden önemlisi oradaki binlerce yıllık ağaçların bu çalışmalar ndeniyle kesilecek olması ve milyonlarca yıllık tarihin hoyratca tahrip edilerek silinecek olması gün gibi ortadadır, ayrıca bu bölgenin turizm potansiyeli yatsınamayacak kadar fazladır, yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı gerek tedavi, gerekse tatil amaçlı her yıl yüzbinlerce yerli ve yabancı turist bu bölgeye gelmekte, bölge türk turizmine büyük bir katkı sağlamaktadır, madem arama çalışmaları başladığında bu özelliklerin tümü yara alacağı için bölgedeki tarım, hayvancılık, turizm gelirlerinin hepsi yok olacak ve bölge zehirlenmekle, birlikte birde sefaletle yüzyüze kalacaktır, bu maddenin yaratabileceği sonuçlar bu kadar açıkken hükümetimizin bu tehlike hakkında yeterince bilinçli olmadığını düşünmek vahim bir durumdur ama daha da vahim olan hükümetimizin dünyanın gıpta ile baktığı böyle bir doğa cennettini kanada ve ABD şirketlerine peşkeş çekecek ve katletmesine seyirci kalacak ölçüde bir gaflette bulunabilecek türde bir politika izliyor olduğunu görmektir, evet böyle bir cennet herhangi başka bir ülkede olsa ne şekilde korunacağını tahmin edebilmek zor değildir, ancak türkiyede durum farklıdır, malesef ülkemiz yabancı sermaye ye bir türlü hayır demeyi beceremeyen yöneticilerimiz sayesinde bir çok değerini ve cennet köşelerini hiç sayılabilecek bir şekilde kaybettirilmeye alıştırılmıştır, bergama bunun yakın geçmişteki en açık örneğidir, yöneticilerimizde ve halkımızda her zaman şöyle bir inanış vardır "ülkemizin güzellikleri nasılsa bitmez, burası elden çıksa nasılsa ülkemiz cennetlerle dolu" bu inanış yüzünden tüm doğal varlıklarımızı birer birer kaybetmekteyiz ve şu an cennet anadolu toprakları bir çöl, bir cehennem olma tehlikesiyle burun buruna gelmiştir, bunun en son haklasının kaz dağlarını siyanürle zehirleme olmasına engel olmak bizim öncelikle bir dünya vatandaşı olarak görevimiz olmalıdır diye düşünüyorum, üstelik bu sorun sadece o bölgedeki ilçelerin sorunu olarak görmüyorum, bu zehirden 3 il yani çanakkale, balıkesir, izmir ve birçok ilçe birinci derecede etkilenecektir, ayrıca bu doğa cennetleri bizim topraklarımızda olmasının ötesinde gezegenimizin ve gelecek kuşakların bize emanetidir, bu emanete yöneticilerimizin yeterince sahip çıkmadığı ortadadır, artık bizim halk olarak elimizden gelen her türlü aracı kullanarak kamuoyunu harekete geçirmemiz ve anadolu topraklarındaki bu talanı durdurmamız gerektiğine inanıyorum, dünyanın bize verdiği doğal emanetlere sahip çıkmalıyız çıkmayanları cezalandırmalıyız haydi türkiye halkı oksijenini kirlettirme 06 ekim 2007 ergül dağcı
0 yorum yazılmışır